Bir başkasını düşüncesizlikle suçladığımızda, yaptığı şeyin sonuçlarını düşünmemiş olduğu için genellikle ona kızarız. Ama bir sonraki aşamanın iki taraf açısından da daha kritik olabileceğini çoğu zaman gözden kaçırırız. Bir yönetici, sabahtan beri masasında duran bir dosyayı çalışanına mesai bitimine on dakika kala veriyor ve dosyadaki işin o gün bitirilmesi gerektiğini söylüyorsa -iş yoğunluğuyla ilgili geçerli nedenleri olsa dahi- yöneticinin düşüncesizce davrandığı söylenebilir. Geçerli nedenler, karşıdakinin bundan nasıl etkileneceğini hesaba katma gereğini ortadan kaldırmaz. Diyelim ki çalışan – kolay olmasa da- bundan nasıl etkileneceğini dile getirmiş olsun. Yöneticinin bu açıklamaya vereceği karşılık, düşüncesizliğin umursamazlıkla buluşup buluşmayacağına dair en önemli ipucudur. Çünkü artık asıl mesele ‘düşünmemiş olmak’ değil, öğrenilen şeye ne kadar önem verildiğidir. İsteyerek ya da istemeyerek verilen rahatsızlık -hatta belki zarar- öğrenildiğinde, davranışı değiştirmek yerine onu savunmak rastlanan bir davranış biçimidir. O kişi için kendi haklılığını korumak, karşıdakinin ne yaşadığından daha önemlidir. Bu uğurda zarar küçümsenir, karşıdaki suçlanır, bahaneler bulunur, sorumluluk alınmaz.
Davranışın etkilerini öğrenmenin ardından sorumluluk almak, davranışı değiştirmek için çabalamayı gerektirir. Bir davranışı değiştirmekte zorlanmak doğaldır. Ama değiştirmeyi önemsememek ayrı bir şeydir. Dalgın bir yönetici, tekrar tekrar dosyaları masasında unutup, çalışanından yine o işleri son dakikada yetiştirmesini isteyebilir. Düşüncesizlikten umursamazlığa giden yola girip girmeyeceğini belirleyen en önemli ayrıntı, davranışını değiştirmek için gösterdiği çabadır. Zorlanması ya da zamana ihtiyaç duyması gayret etmediği anlamına gelmez.
Umursamamanın en yıkıcı hallerinden biri, rahatsız eden/zarar veren davranışın giderek daha açık bir ‘önemsememe tutumuyla’ sürdürülmesidir. Yani kişi bu zararı önemsemediğini açıkça ortaya koymakta bir sakınca görmez. Bir insana ‘senin yaşadıkların benim davranışımı değiştirmeme değmez’ mesajını vermek, belki de en can yakıcı etkileşimlerden biridir.
Yukarıdaki örnekte yönetici eğer çalışanın yaşadıklarını dikkate değer bulmuyorsa, ast-üst ilişkisinin bozulması, çalışanın değersizlik hissine kapılması olasıdır. Ancak unutmamak gerekir ki, kişinin değerini belirleyen karşıdakinin davranışı değildir. Değersiz hissetmek kişiyi değersiz kılmaz. Ama değersiz hissettiren kişiyle ilişkisini derinden sarsar. O ilişkide güvenin kendine yer bulması zorlaşır.
Düşüncesizliğin umursamazlıkla buluşması kaçınılmaz değildir. Bunun önünü kesen, verilen rahatsızlık fark edildiğinde sorumluluk alıp davranışı değiştirmek için çabalamaktır. Ancak bu sorumluluk, hayattaki her şeyi umursamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Örneğin, başkalarının kişisel tercihlerimiz hakkındaki yargılayıcı ifadelerine kulak asmayabiliriz. Aldırmamak bazen iyidir. Ama neye aldırıp neye aldırmadığımıza dikkat etmek gerekir. Çünkü bu, yaşamdaki değerlerimize ne ölçüde sahip çıktığımızın en belirgin göstergesidir.
Düşüncesizlikten umursamazlığa…
Düşüncesizlikten umursamazlığa…
Paylaş: