Ankara'yı bir toplantı masası gibi düşünelim. Çevresinde ekonominin, imarın, tarımın, eğitimin ve adaletin sorumluları oturuyor. Her kurum kendi raporunu hazırlamış; her kurumun kendi rakamları iyi görünüyor.
Fakat çarşıda fiyat yerinde durmuyor, gençlerin gözü yurt dışına bakıyor. Ülkenin yapıları depremde ayakta duramıyor. Bütün bunlara karşı; kimse hala kendi dosyasında bir yanlış bulamıyor.
Böyle bir durumda eksik olan nedir? Bir bakanlık, bir kurul daha mı; yoksa kararları birbirine bağlayan başka bir yönetme biçimi mi?
Ben sorunun; parçaları birbirine bağlayamayan yönetim anlayışında olduğunu düşünüyorum. Parçaları ayrı ayrı yönetiyor, parçaların birlikte ne yaptığını sorgulamıyoruz.
Diğer bir deyişle; bütünü göremiyoruz ve ülkeyi yönetemiyoruz.
A. Parçada kazanç, bütünde kayıp
2018'deki imar barışını hatırlayalım. Ruhsatsız ya da ruhsata aykırı 7 milyonu aşkın bağımsız bölüme yapı kayıt belgesi verildi; bütçeye yaklaşık 25 milyar lira girdi. Gelir hanesi doğruydu. Fakat belge yapı sahibinin beyanıyla veriliyordu. Depreme dayanıklılık denetlenmedi, sorumluluk malike bırakıldı. Depremin sonradan vuracağı on ilde 294 bin belge düzenlenmişti. 6 Şubat 2023 depreminde; 294 bin yapı kayıt belgesi düzenlenen on ilde binaların yıkılması sonucu 53 bin 537 insanımızı kaybettik. Resmî hesaba göre yıkımın yükü 103,6 milyar dolar oldu. Depremi imar affı doğurmadı; fakat gelir hesap edilirken, risk hesap edilmemişti.
Yıkımın ardından 455 bin konut ve iş yeri yapılıp teslim edildi; bu küçümsenecek bir iş değildir. Fakat yıkılanı yeniden yapmak parçanın başarısıdır; yıkılmayacak olanı baştan yaptırmak bütünün başarısıdır.
19 Mart 2025 ikinci örnektir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın gözaltına alınması bir yargı dosyasıydı; bedeli ekonomi masasına çıktı. Merkez Bankası beş haftada yaklaşık 50 milyar dolar sattı, faizi yüzde 42,5'ten 46'ya yükseltti. Bütünü gören yönetim, bir kararı almadan önce onun öteki masalara ne yapacağını sorar. Çünkü dosyalar ayrıdır ama ülke tektir.
B. Liyakat yerine sadakat
Diyalektik yönetim anlayışı toplumu karşıtlıklar üzerinden okur; biz ve onlar, dost ve düşman. Gücünü bütünden değil, karşıtlığın sürmesinden alır. Böyle bakınca insan; bilgisi, emeği ve vicdanıyla bir bütün olmaktan çıkar, tek soruya iner: Bizden mi, değil mi? Liyakatin yerini sadakat alır. Sadakat makamı korur; liyakat işi. Sadakatle seçilen itiraz edemez; itiraz edilmeyen karar da sınanmamış karardır.
Ekonomi bunun en açık örneğidir. 2019'da Merkez Bankası Başkanı görevden alındı. Gerekçe iki kelimeyle açıklandı: “Laf dinlemiyordu.” Temmuz 2019 ile Şubat 2024 arasında başkan beş kez değişti. Faiz önce yüzde 19'dan 8,5'e indirildi, dolar 7,3 liradan 23,5 liraya çıktı; sonra geri dönülüp faiz yüzde 50'ye yükseltildi. Bugün politika faizi yüzde 37, ağustos itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 31,5. Merkez Bankası 2024'te 2026 için tek haneli enflasyon öngörüyordu; şimdi yıl sonu tahmini yüzde 28.
Savaşın ve petrolün payı elbette var. Fakat faiz tek başına bu bütünü taşıyamaz. Faiz; genel ekonomi, hukuk güvenliği, bütçe, dolarizasyon, para ve sermaye piyasaları ve hatta nüfus ve eğitim ile bir bütün olarak düşünülmedikçe yalnız kalır. Tanımsız bir parça gibi kalır.
Öteki göstergeler de aynı yeri işaret ediyor. Kamuya alımda mülakatı kaldırma sözü Nisan 2023'te verildi; öğretmen atamasında 2025'te kalktı, kamunun geneli için ise 2026 Yılı Programı'na yine yapılacak iş olarak yazıldı. Dünya Adalet Projesi'nin 2025 endeksinde Türkiye hukukun üstünlüğünde 143 ülke içinde 118'inci, yürütmenin sınırlandırılmasında 136'ncı sırada. TÜİK'e göre 2025'te 155 bin vatandaşımız yurt dışına göç etti. Ülkeden göç edenlerde en kalabalık grup 25 ile 29 yaşları arasındaki gençlerdi. Böylece; itirazı sadakatsizlik sayan yönetim anlayışı, nüfusunun en verimli kesiminin önemli bir bölümünü kaybetmiş oldu.
C. Bütünü esas alan yönetim
Yetkiyi tek merkezde toplamak bütünü görmek değildir. 2018'den beri bakanlar tek merkezden atanıyor ve görevden alınıyor; Meclis'in gensoru yetkisi kalktı. Oysa bütün, tek gözle değil, birbirini sınayan gözlerle görülür. Holistik yönetim bunun için belli bir sıra izler.
Birinci olarak; ortak sonuç tanımlanır. Enflasyon yalnız Merkez Bankası'nın, deprem güvenliği yalnız bir bakanlığın işi olamaz; her kurum kendi rakamının yanında ortak hedeften de sorumlu tutulur. İkinci olarak ortak dil kurulur, herkesin güvendiği, karşılaştırılabilir veriler oluşturulur. İnşaat Mühendisleri Odası, depremde hasar gören yapıların kaçının yapı kayıt belgesi taşıdığını Bakanlığa defalarca sorduğunu, cevap alamadığını açıkladı. Verisi paylaşılmayan hatadan ders çıkarılamaz. Üçüncü adım, varsayımları görünür kılmaktır. Her kararın kime, hangi bedeli yüklediği baştan yazılır. Dördüncü adım, itirazı güvenceye almaktır. Mühendis ve mimar odaları 2018'de affın geri çekilmesini istemişti; dinlenmedi. Meclis, Sayıştay, bağımsız yargı, meslek odaları, yerel yönetimler ve basın engel değil, bütünü gören öteki gözlerdir. Sonuncu ve beşinci adım geri beslemedir: Karar son söz değil, sonuçlarıyla sınanacak bir başlangıçtır.
Bugün yeni anayasa konuşuluyor. Bu anayasa; ülkenin bütününü ve geleceğini görenlerce mi yazılacak, yoksa ülkeyi parçalara ayıracak olanlarla mı? Bu sorunun cevabı, liyakatin mi sadakatin mi öne çıkacağını da belirler. Çünkü yönetimde önemli olan kimin kimden yana olduğu değil, kimin ülke bütününden yana olduğudur.
D. Sonuç
Çağımızın ihtiyacı, her konuda kendi önyargısı olan insanlar değil; kendi bilgisini başkasının bilgisiyle birlikte düşünebilen insanlardır. Ülke yönetimi için de bu böyledir: Her şeyi bildiğini söyleyen tek bir akıl değil, birbirini tamamlayan ve denetleyen akıllar gerekir. Parçaları tanımadan bütünü anlayamayız; yalnız parçaları tanıyarak da bütünü kuramayız. Türkiye'nin uzmanı da, kurumu da, kaynağı da var. Eksik olan, bunları birbirine bağlayacak yönetim anlayışıdır. Ekonomiyi hukuktan, imarı depremden, eğitimi göçten ayrı yöneten, hiçbirini yönetemez.
Bütünü göremeyen, ülkeyi yönetemez.
Bütünü göremeyen ülkeyi yönetemez
Bütünü göremeyen ülkeyi yönetemez
Paylaş: