.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Borç yönetiminde yeni dönem

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Borç yönetiminde yeni dönem
Borç yönetiminde yeni dönem
Paylaş:
Türkiye ekonomisinin en önemli gündem maddelerinden biri hiç kuşkusuz kamu borçlarının geldiği seviyedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 31 Ağustos 2026 tarihli verileri, merkezi yönetim borç stokunun 15 trilyon 893,8 milyar liraya ulaştığını gösteriyor. Bu rakam, kamu maliyesinin büyüklüğünü ve önümüzdeki dönemde borç yönetiminin neden daha fazla önem taşıdığını ortaya koyması açısından dikkat çekici.
Borç stokunun 7 trilyon 748 milyar liralık bölümü Türk lirası cinsinden, 8 trilyon 145,8 milyar liralık bölümü ise döviz cinsinden borçlardan oluşuyor. Başka bir ifadeyle toplam merkezi yönetim borcunun yaklaşık yarısından biraz fazlası döviz cinsinden. Bu durum, Türkiye açısından yalnızca borcun miktarını değil, borcun hangi para biriminden oluştuğunu da önemli hale getiriyor.
Temmuz ayında merkezi yönetim borç stoku 15 trilyon 463,3 milyar lira seviyesindeydi. Ağustos sonunda yaklaşık 430,5 milyar liralık artış gerçekleşti. Bir aylık dönemdeki bu yükseliş, Hazine’nin finansman ihtiyacının büyüklüğünü ve borçlanmanın kamu maliyesindeki ağırlığını bir kez daha ortaya koyuyor.
Burada özellikle üzerinde durmamız gereken konu, borcun sadece toplam miktarı değildir. Borcun vadesi, faiz yapısı, döviz ve Türk lirası dağılımı, yeniden finansman ihtiyacı ve ekonomik büyüklüklere oranı birlikte değerlendirilmelidir. Çünkü kamu borcunun tek başına yüksek veya düşük olması, ekonominin mali durumunu açıklamak için yeterli değildir.
Hazine’nin borç yönetiminde temel yaklaşımı da bu noktaya dayanıyor. Bakanlık, borçlanma kararlarının vade yapısı, faiz kompozisyonu, piyasa koşulları ve risk profili birlikte değerlendirilerek alındığını belirtiyor. Amaç, finansman ihtiyacını maliyet ve risk dengesini gözeterek karşılamak.
Ancak Türkiye açısından önemli bir başka konu da borcun maliyetidir. Faizlerin yüksek olduğu dönemlerde yeni borçlanmanın maliyeti yükseliyor. Bu da bütçede faiz giderlerinin daha fazla yer tutması anlamına geliyor. Devletin topladığı vergilerin önemli bir bölümünün faiz ödemelerine yönelmesi, eğitimden sağlığa, yatırımlardan sosyal desteklere kadar diğer harcama alanlarında kullanılabilecek kaynakları etkileyebiliyor.
Üstelik borcun döviz cinsinden olan kısmı da dikkatle izlenmeli. Döviz kurundaki yükseliş, döviz cinsi borcun Türk lirası karşılığını artırabiliyor. Dolayısıyla kur hareketleri sadece şirketlerin veya vatandaşların bilançosunu değil, kamu maliyesinin bilançosunu da etkiliyor.
Hazine’nin bir taraftan borçlanırken diğer taraftan alacaklarını da yönetmesi gerekiyor. 31 Ağustos 2026 itibarıyla Hazine alacak stoku 256,2 milyar lira seviyesinde bulunuyor. Ağustos sonuna kadar Hazine alacaklarından 7,8 milyar liralık tahsilat gerçekleştirildi.
Buradan çıkan sonuç şudur: Kamu maliyesinde sadece borçlanmaya değil, alacakların tahsilatına da önem verilmesi gerekiyor. Devletin alacağını zamanında tahsil etmesi, yeni borçlanma ihtiyacının azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Diğer taraftan Hazine, eylül-kasım dönemine ilişkin iç borçlanma stratejisini de açıkladı. Bu strateji, önümüzdeki dönemde hangi finansman araçlarının ve hangi ihraç takviminin kullanılacağı açısından piyasalar tarafından yakından izleniyor.
Benim açımdan burada asıl mesele borcun rakamsal büyüklüğünden çok, bu borcun ekonomiye nasıl geri döndüğüdür. Eğer borçlanma üretken yatırımları, ihracatı, teknolojik dönüşümü ve ekonomik büyümeyi destekleyen alanlarda kullanılıyorsa gelecekte gelir yaratma kapasitesi oluşturabilir. Fakat borç ağırlıklı olarak cari harcamaların finansmanında kullanılıyorsa, gelecekteki bütçeler üzerinde daha fazla yük oluşturma riski taşır.
Türkiye'nin önümüzdeki dönemde en önemli hedeflerinden biri mali disiplin ile ekonomik büyüme arasında sağlıklı bir denge kurmak olmalıdır. Enflasyonla mücadele sürerken kamu maliyesinin de kontrollü olması gerekiyor. Çünkü yüksek enflasyon, yüksek faiz ve yüksek borçlanma maliyeti aynı anda ortaya çıktığında bütçe üzerindeki baskı daha da artabilir.
Sonuç olarak 15,9 trilyon liralık merkezi yönetim borç stoku, Türkiye ekonomisinin önündeki önemli mali başlıklardan biridir. Fakat bu rakamı tek başına değerlendirerek bir sonuca varmak doğru değildir. Borcun milli gelire oranı, vadesi, faiz maliyeti, döviz kompozisyonu ve bütçe gelirlerinin borç servis kapasitesi birlikte ele alınmalıdır.
Önümüzdeki dönemde piyasaların ve vatandaşların özellikle takip etmesi gereken konu, borç stokunun hangi hızda arttığı kadar, borcun maliyetinin ve bütçe üzerindeki faiz yükünün nasıl değişeceğidir. Çünkü kamu borcu yalnızca Hazine’nin bilançosundaki bir rakam değildir; doğru yönetilmediğinde vergi mükelleflerinin, işletmelerin ve gelecek nesillerin ekonomik yükünü de doğrudan etkileyebilecek bir mali sorumluluktur.